Yaz geldi. Bu mevsim, aynı zamanda yıllık izinlerin büyük bir bölümünün kullanıldığı mevsim. İznini beş yıldızlı otel kompleksine kapanmaktan daha faydalı bir faaliyete dönüştürerek, tatili ‘seyahat’e tahvil ederek değerlendirmek isteyenlerin işi sanıldığı kadar zor değil.

Tatili dayatılmış deniz-deniz-deniz üçgenine abanarak değil, yeni yerleri gezip öğrenmek, kısaca seyahat etmek olarak anlayan kimselerin en çok ihtiyaç duyacağı şeyin kendilerine kılavuzluk edecek bir metin olacağını düşünerek bir seçki hazırladık. ‘Ölmeden önce okunacak yüz kitap’, ‘Ölmeden önce izlenecek bin film’, ‘Ölmeden önce dinlenilmesi gereken 50 parça’ furyasının etkisinde kalmış olduğumuzdan olsa gerek, biz de kalktık ‘Yaz bitmeden önce gezilecek 50 yer’ listesi hazırladık.
Türkiye, bulunduğu konum, doğası ve tarihi itibarıyla önemli zenginlikleri ve güzellikleri barındırıyor. Bu yüzden, yaz kış demeden yılın on iki ayında ziyaretçi akınına uğruyor. Avrupa ülkeleri, Asya, Amerika hatta Uzakdoğu'dan gelen turistler, ülkemizi karış karış gezerek doğal güzelliklerini keşfediyor. Akdeniz, Ege veya Karadeniz'de sahillerin de dışında gezilip görülecek yerler olduğunu neredeyse onlardan öğreniyoruz. İç Anadolu'daki bir bozkırda veya Doğu Anadolu'nun sarp kayalıkları arasında bazen tahmin etmediğimiz ya da ismini daha önce hiç duymadığımız yerlerin bulunduğuna tanıklık ediyoruz. Öyleyse, bu yaz her zaman yaptığımız tatiller ve her zaman gezip gördüklerimizin dışına çıkarak, farklı bir tatil rotası izlemeye ne dersiniz? Biz sizin için gezilip görülebilecek 50 yerin listesini çıkardık. Bunu yaparken de, hem bir klasik haline gelen vazgeçilmez yerleri size hatırlatalım dedik, hem de yeni yerler gezme ve görme fırsatını yakalamanızı istedik. Bu yaz, tatil rotanızı belirlemeden önce sizin için belirlediğimiz haritaya bakmayı ihmal etmeyin.
Dev heykeller mekânı Nemrut
Adıyaman'ın Kâhta ilçesinde bulunan ve içinde Kommagene Krallığı'nın antik kentini barındıran milli park içerisinde, aslan ve kartal heykellerinin arasında 7 metreye varan dev heykeller bulunuyor. Bölge, tarih meraklılarının ilgi göstereceği yerlerin başında geliyor.
Doğayla iç içe bir kasaba
Karadeniz'in şirin kasabalarından olan Amasra, sakin bir tatil isteyenler için ideal bir mekân. Doğal güzelliklerinin yanı sıra, kalesi, müzesi ve Cenova şatosuyla tarihî bir tur da yapabilirsiniz. Çakraz'da yiyeceğiniz balığın tadını ise unutmanız mümkün değil.
Amasya’nın nehir güzelleri
Bir İç Anadolu şehrinde de sizi şaşırtacak şeyler olabilir. Şehrin merkezinden geçen Yeşilırmak'ın kenarında sıralanan ve geleneksel Osmanlı evinin bütün özelliklerini bünyesinde taşıyan Amasya evleri ve konakları bu şehri görmek için iyi bir neden.
Tarih ve gizemi birlikte görün
Likya, Roma ve Bizans uygarlıklarından kalan tarihî yapıları olan Olimpos’ta hem doğal hem gizemli bir tatil geçirebilirsiniz. Çıralı'da 3 bin yıldır yanan ateşi görebilir, dünyanın en güzel kumsallarından birinde denize girer ve Caretta Caretta kaplumbağalarını izleyebilirsiniz.
Balıklar ve kuşlarla beraber
Bursa'ya 34 km. uzaklıktaki Uluabat Gölü, yapısı itibarıyla değişik türden yüz binlerce su kuşuna beslenme ve barınma olanağı sağlıyor. Su içinde yaşayan canlılar için de zengin bir yapıya sahip gölde 21 çeşit balık bulunuyor. Doğa ve hayvan meraklılarına duyurulur.
Şirince: Ege'de bir Rum köyü
İzmir'in Efes harabeleriyle ünlü Selçuk ilçesinin 8 km. doğusunda üzüm bağları, şeftali bahçeleri ve zeytinliklerle çevrili tarihî bir Rum köyü Şirince. Burada yapılan Şirince evleri de 19. yüzyıl Anadolu mimarisini yansıtıyor.
İstanbul’a nefes aldıran yerler
Eğer İstanbul'da yaşıyorsanız, kentten sıkıldığınızda yakın yerlere kaçmak istersiniz. İşte; tarihi Polonezköy, iki akarsu arasında kalan şirin mekân Ağva veya İstanbul Boğazı'nın Anadolu yakası Karadeniz girişinde yer alan Anadolu Feneri önerebileceğimiz mekanlar.
Osmanlı köyü Cumalıkızık
Bursa'ya 2 km. uzaklıktaki Cumalıkızık, Orhangazi'nin Bursa'ya girmeden önce yaptırdığı köylerden biri. Tamamı sit alanı olan ve Osmanlı mimarisinin en güzel örneklerinin verildiği evlerden oluşan köye giderseniz, dar sokaklardan akan sular sizi karşılayacak.
Hem kaplıcası hem yeşili
Tatilde herkes farklı yerleri tercih eder. Eğer kaplıca seçeneğinden yanaysanız, İnegöl'e 27 km. uzaklıktaki Oylat Kaplıcaları'nı tercih edebilirsiniz. Orman içindeki mekân, size hem yeşilin en güzelini hem de şifalı sularını sunuyor.
Ege'nin ikiz kardeşleri
Kaleköy'de Türkiye'nin en son gün batımını yaşamak, Zeytinli'de dibek kahvesi içmek ve Hristo'nun tatlılarını yemek isterseniz Gökçeada'ya yelken açın. Rum köylerini tek tek gezin. Ama Gökçeada'yı gezerken kardeş Bozcaada'yı da ihmal etmeyin.
Kültürlerin kavşak noktası
Mardin ve Batman arasında yer alan Hasankeyf, konum itibarıyla kültürlerin kavşak noktasında bulunuyor. Doğu Akdeniz, Mezopotamya, Roma ve Bizans kültürlerinin ortak bir eseri olan Hasankeyf, çok eskiye dayanan tarihine rağmen Ilısu Barajı alanında yer alıyor.
Erzurum’da bir şelale
Tortum'a 35 km. uzaklıktaki şelale, 48 metrelik yüksekliği ile Asya ve Avrupa'nın en büyük, dünyanın ise üçüncü büyüklükteki şelalesi olarak biliniyor. Akarsular ve doğaya ilgi duyanlar için tercih edilecek mekânlar arasında yer alıyor.
Dünyanın sörfçüsü burada
Sörf sporu için en uygun ortamı sunan Alaçatı, her milletten sörfçünün akın ettiği yerlerin başında geliyor. Hem rüzgârıyla yılın tüm zamanlarında sörf yapma imkânı tanıyor hem de doğal güzellikleri, mimarisi ve yetiştirilen doğal ürünleriyle sizi bekliyor.
Köyceğiz, tarih ve doğa...
Bir liman kenti olarak tarihi 4 bin yıla dayanan şehrin, tercih edebileceğiniz çok farklı özellikleri bulunuyor. Örneğin, Sultaniye köyünde termal kaplıcalara gidebilir, Yayla köyü ve Gökçeova'da safari yapabilir, Çandır köyünde çamur banyolarından yararlanabilirsiniz.
Kalem ustalarının çilehanesi
Selçuklular döneminde inşa edilen Sinop Cezaevi, 1997 yılına kadar siyasi mahkûmların gönderildiği cezaevi olarak varlığını sürdürdü. Müzeye dönüştürülen hapishanede Refik Halit Karay, Sabahattin Ali ve Necip Fazıl Kısakürek gibi isimler kalmış.
Doğada sessiz bir tatil
Datça merkeze 25 km. uzaklıktaki Palamutbükü’nde denize girebilir, şeffaf sularında balık avlayabilir ve yakın yerlere tekne turuna çıkabilirsiniz. Sit alanı olarak belirlenen köy, denizi ve doğayı sevenler için iyi bir tatil imkanı sunuyor.
Denizi de doğası da eşsiz
Fethiye'ye bağlı Ölüdeniz'de, dünyanın en güzel kumsalında denize girebilir, Kelebekler Vadisi ve Gemiler Adası'nı görebilir, Babadağ'dan yamaç paraşütü yapabilirsiniz. Su altı dalışı ve doğa yürüyüşü de burada yapacağınız aktiviteler arasında yer alıyor.
Kanyonda sürpriz yolculuk
Fethiye-Antalya arasındaki 18 km. uzunluğundaki Saklıkent, olağanüstü güzellikler sunan bir vadi olarak karşımıza çıkıyor. Bazı noktalarda gökyüzünü göremeyeceğiniz, bazen de ilerlemek için kayalara tırmanacağınız mekân size farklı bir deneyim sunacak.
Adalarda gezmenin zamanı
İstanbul'da gezilip görülmesi gerekli yerler listesinin başında mutlaka Adalar olmalı. Özellikle de Büyükada. Yaz, adalara gitmek için en uygun mevsim. Renk renk çiçeklerin açtığı sokaklarda, tarihî köşkler arasında, faytonla yolculuğa çıkabilirsiniz.
Sille’yi görmeden gitmeyin
Konya, tarihi ve kültür mirası ile tam bir açık hava müzesi. Hz. Mevlânâ'nın iklimini hissetmek, onu yaşamak isteyenler yolunu muhakkak bu kente düşürmeli. Çok eski tarihi ve farklı mimari yapısı ile şehir merkezine 8 km. uzaklıktaki Sille de mutlaka gezilmeli.
Uzungöl henüz bozulmadan...
Uzungöl, dağların arasına gizlenmiş bir düş bahçesi adeta. Yeşilin bin bir tonu, rengârenk çiçekler, yayla serinliği... Yapılar henüz çoğalmadan yolunuzu Uzungöl'e düşürün. Trabzon'a mesafesi 100 km. Trabzon'a gitmişken Sümela Manastırı'na da uğrayın.
Kapadokya anlatılmaz, yaşanır
Kapadokya'da balon turu fotoğraflarına bakıp iç geçirenlerden misiniz? Cevabınız evetse bu yaz, tatilinizin bir kısmını peribacalarını görmeye ayırın. Her gidenin kalbini fetheden Kapadokya Nevşehir, Avanos ve Ürgüp üçgeninde yer alıyor.
Bir masal şehri Harran
Ş.Urfa'nın 45 km. güneydoğusundaki Harran, Mezopotamya ile Akdeniz'i birleştiren önemli bir durak noktası. 5 bin yıllık bir geçmişe sahip. İlk çağlardan beri önemli kültür merkezi. Kubbeli evleri, höyüğü, kalesi, şehir surları ile gezilip görülmeyi hak ediyor.
Sinan’ın şaheseri Selimiye
Sinan'ın 80 yaşında yaptığı ve "ustalık eserim" dediği Edirne Selimiye Camii, Mimar Sinan'ın başyapıtlarından biri. Aynı zamanda Osmanlı-Türk mimarisinin de doruk noktası. İçeride bulunan çinilerin, hatların, mermerlerin ve işlemelerin hepsi ise ayrı bir sanat eseri.
Ege’nin beyaz incisi
Kaynak sularının kirecinden oluşmuş bir tepe olan Pamukkale, 20 km. uzaklıktan görülebiliyor. Denizli’de bulunan ve Antik Havuz, Antik Tiyatro, Arkeoloji Müzesi'nin de yer aldığı bölgeyi, hem bir doğa harikası hem de tarihî bir mekan olarak gezebilirsiniz.
Hem Selçuklu hem Osmanlı
Doğubayazıt'ın 5 km. uzağında sarp kayalar üzerine kurulmuş 116 odalı İshakpaşa Sarayı, Türkistan, Selçuklu ve Osmanlı mimari özelliklerini birleştiren bir yapı olarak karşımıza çıkıyor. Doğuya yapacağınız seyahatlerde Ağrı’nın Doğubayazıt ilçesindeki İshakpaşa'ya uğramayı ihmal etmeyin.
Antik güzel Aspendos
Aspendos, amfi tiyatrosuyla meşhur bir antik kent. Antalya'nın 49 km. batısında yer alıyor. M.S. 2. yy'da Romalılar tarafından inşa edilen tiyatro 15 bin kişi kapasitesi ile en iyi korunmuş eski yapılardan. Sahne süslemeleri ve akustiği ile bir mimari harikası.
Noel Baba’nın makamı
Demre, Noel Baba olarak bilinen St. Nicolaus'ın yaşadığı bölge olarak tanınıyor. Uluslararası bir üne sahip Demre'de Noel Baba Kilisesi, Myra antik kentinin dağa ustalıkla oyulmuş kaya mezarları görülmeye değer yerler. Kaş'a 40 km. mesafede bulunuyor.
Ordu’ya Boztepe’den bakın
Doğanın tüm güzelliklerinin cömertçe sergilendiği bir ilimiz Ordu. Karadeniz'in en temiz kumu ve en uzun sahil şeridine sahip. Yeşil ile mavinin kucaklaştığı şehri, Boztepe'den seyretmenin keyfine doyum olmaz. Boztepe deniz seviyesinden 450 m. yükseklikte.
Söğüt’te tarihî yolculuk
Söğüt'ün ismini duymak bile insanı heyecanlandırıyor. 700 yıllık Osmanlı Devleti'nin ilk başkenti olan Söğüt, Bilecik'in 29 km. doğusunda. Sögüt'e yolunuzu düşürüp Ertuğrul Gazi, Dursun Fakı ve Şeyh Edebali'nin türbelerini ziyaret edip, dua edebilirsiniz.
Kültepe’yi dünya tanıyor
Pastırması, girişimci işadamları ve Erciyes'iyle meşhur Kayseri aynı zamanda dünyanın en eski şehirlerinden. Anadolu'nun en eski yazılı kaynakları da Kayseri'nin 8 km. doğusundaki Kültepe'de bulundu. Kültepe kazıları bütün dünyanın yakından takip ettiği bir çalışma.
İznik’e bir gün ayırın
Yolunuz Bursa'ya düştüyse İznik'i mutlaka görmelisiniz. Selçuklu ve Osmanlı eserlerinin kol kola verdiği bu şirin ilçe Bursa'ya bir saatlik mesafede. Çinileri de dünyaca ünlü. İznik'te göl manzarası eşliğinde çayınızı yudumlarken romantik saatler geçirebilirsiniz.
Yedi renkli göl Eğirdir
Eğirdir Gölü, Türkiye'nin dördüncü büyük gölü. Isparta sınırları içindeki Eğirdir Gölü'nün manzarası yılın her mevsimi harika. Genelde camgöbeği renginde olan göl; bazı gün ve saatlerde değişik renklere büründüğü için halk arasında yedi renkli olarak anılıyor.
Kutsal balıklara yem atın
Hz. İbrahim'in kenti Urfa. Musevi, Hıristiyan ve Müslümanlarca kutsal kabul ediliyor. Balıklıgöl, (Aynzeliha ve Halil-ür Rahman Gölleri ) İbrahim Peygamber'in ateşe atıldığında düştüğü yer olarak biliniyor. Bu iki göl Urfa'nın en çok ziyaretçi çeken yerleri.
Mardin’i görmeden olmaz
Taşın insan yaşamındaki yerini, insan emeğinin taşı nasıl şekillendirdiğini görmek için dinlerin, mezheplerin harman olduğu Mardin'e yolunuzu düşürün. Çünkü Mardin, mimarisi, sosyal yaşamı ve kültürel dokusuyla her göreni büyüleyen bir şehir.
Van Gölü’nde günbatımı
Van kültürel birikimi ve doğal güzellikleri, yöresel dokusuyla Anadolu'nun motiflerini yaşatabilen bir kent. Türkiye'nin en büyük gölü bu ilimizde. Van Gölü üç de ada barındırıyor: Bu adalardan en meşhuru Akdamar. Adadaki Ermeni Kilisesi restore edilerek turizme açıldı.
Doğal serinlik Ayder Yaylası
Rize'nin Ayder Yaylası yaz sıcağından bunalanlara doğal bir serinlik sunar. Ladin ve kayın ormanlarıyla kaplı yayla Çamlıhemşin ilçesine 16 km. mesafede. Ayder, zengin florasının yanı sıra kaplıcası ile de bölgenin en çok tercih edilen tatil yerlerinden biri.
Ashab-ı Kehf ziyareti
Kur'an-ı Kerim'in Kehf Sûresi'nde geçen "Yedi uyuyanlar mağarası" her yıl ziyaretçi akınına uğruyor. Birçok Kur'an meal ve tefsirinde, Ashab-ı Kehf mağarasının Tarsus'ta olduğu belirtiliyor. Mağara, Tarsus'a 14 km. mesafedeki Dedeler köyünde.
Damlataş astıma iyi gelir
Alanya için çok rahatlıkla bir mağaralar kenti diyebiliriz. Dünyaca ünlü mağarası Damlataş'tır. Mağara, büyüleyici güzelliğinin yanı sıra astım hastalarına iyi gelen havasıyla da bilinir. Mağaranın havası yaz kış değişmez; sıcaklık 22 santigrat derecedir.
Açık hava müzesi Harput
Elazığ'a 5 km. mesafedeki Harput ilçesi bir açık hava müzesi görünümünde. Müzesi, kalesi, Ulu Cami, Meryem Ana Kilisesi ve Buzluk Mağarasıyla görülmeye değer bir turizm merkezidir. Buzluk mağarası, yazın soğuk, kışın ise sıcak havasıyla insanı şaşırtır.
Bolu'nun gerdanında inciler
Dağların arasındaki vadilerde zamanla oluşan ve yan yana sıralanan göller Yedigöller olarak anılıyor. Doğa meraklıları için ideal bir mekân. 238 adet farklı bitki türünün yetiştiği alan, fotoğrafa merakı olanlar için de en iyi fırsatları sunuyor.
Gelibolu Yarımadası’nda tarih
Birinci Dünya Savaşı'nın en kanlı çarpışmalarının yaşandığı Gelibolu Yarımadası, adeta bir savaş müzesi görünümünde. Çanakkale’de bulunan şehitlik, birçok ziyaret mekanı ile hem yerli hem de yabancı turistlerin ilgisini çekiyor.
Antik kentte gizemli yolculuk
İzmir'in Selçuk ilçesi yakınlarındaki 4 bin yıllık Efes Antik Kenti, kiliseleri, çarşıları, mağaraları, çeşmeleri ile en çok ilgi çeken turistik mekânlardan. Hz. Meryem adına inşa edilen ilk mabet olan 'Meryem Kilisesi', Yedi Uyurlar mağarası, antik tiyatro ve tapınaklar öne çıkan yapılar.
İlk uygarlıklardan bugüne
Karain mağaraları, Türkiye'nin en büyük ve aynı zamanda içinde insan yaşayan doğal mağaraları arasında yer alıyor. Yapılan kazılarda bulunanların bir kısmı Antalya Müzesi, Ankara Anadolu Medeniyetleri Müzesi ve mağaranın önündeki küçük müzede sergileniyor.
Mozaik kent Zeugma
Gaziantep ili, Nizip ilçesinde yer alan antik şehir, Roma döneminden kalan mozaikleri ile tanınıyor. Şehrin villaları ve çarşılarının bulunduğu bölüm Birecik Hidroelektrik Baraj gölü altında bulunuyor. Kazılarda çıkarılan mozaikler Gaziantep Müzesi'nde sergileniyor.
Doğanın kucağında bir düş
Bolu'nun yanı başında kıvrıla kıvrıla çıkan bir yolla ulaşılan Gölcük, bir minyatür göl olarak karşınıza çıkıyor. Daha büyük bir gölün yer aldığı Abant ise, keyifli bir yürüyüş yapmak, pedal çevirmek, fayton gezintisine çıkmak ve fotoğraf çekmek için ideal bir mekan.
Cami ve kilise bir arada
Kars'ta, farklı uygarlıkları simgeleyen eserlerin bulunduğu Ani Harabeleri, en cazip turizm merkezlerinden biri. Farklı uygarlıklara ait cami, kilise, kervansaray ve manastırın yer aldığı mekânda tarihseverler, Selçuklu mimarisinin örneklerini görebilirler.
Artvin’in her köyü bir yayla
Doğu Karadeniz denildi mi aklınıza hemen yaylalar ve vadiler gelir. Artvin'in de yüzde 51'ini yaylalar oluşturuyor. Burada, Sahara Yaylası (Şavşat), Bilbilan Yaylası (Ardanuç), Kafkasör Yaylası'nı (Merkez) görebilirsiniz. Vadiler de bunların arkasından gelir.
Tarih, oksijen ve trekking!
Çanakkale ve Balıkesir arasında bulunan Kazdağları, yemyeşil doğası, tarihî kalıntıları, dereleri ve şelaleleriyle görülmeye değer bir belde. 25 kilometrelik bir bölümü Milli Park ilan edilen bölge, trekking yapmak isteyenlerden büyük ilgi görüyor.
Anadolu'nun bütün güzel evleri
Karabük'e bağlı bir Karadeniz kasabası olan Safranbolu, klasik Osmanlı kent mimarisini yansıtan evleriyle tanınıyor. Türkiye'de 'Dünya Mirası Listesi'nde yer alan 9 kültürel varlıktan biri olan kasabaya giderseniz, kendinizi tipik bir Anadolu şehrinde hissedeceksiniz.
Kaynak: Zaman Pazar Resimler: Flickr ve Hey Holiday!
Evliya Çelebi’nin “Çok memleketler gördüm böylesine rastlamadım.” dediği Rodos, bugünlerde yine gündemimizde. Bodrum’un ikizi denebilecek beyaz evleri ve geniş plajlarıyla çevrili Rodos’ta, 3 bine yakın Türk yaşıyor. Adada pek çok Osmanlı eseri mevcut.
Ege’nin en popüler ve en bilinen adası Rodos bugünlerde yeniden gündemde. Ama bu kez ne Ortaçağ’ın korku salan şövalyeleri, ne Kanuni’nin yaptığı inanılmaz kuşatma ne de efsaneleşmiş gülleriyle.. CHP lideri Baykal gazetecilerle yaptığı bir sohbette kendisine olan güvenini göstermek için ‘Seçimi kaybedersem Rodos’a kadar yüzerim.’ demişti. 22 Temmuz akşamından itibaren seçim sonuçları kadar ‘Baykal’ın Rodos’a ne zaman yüzeceği’ tartışıldı. Hatta iyi yüzücüler tüyolar verdiler. Baykal’ın ne zaman yüzerse başarılı olacağından tutun da nasıl antrenman yapacağına kadar onlarca gündem maddesi oldu. Bu tartışmalara bir de Hürriyet yazarı Mehmet Yakup Yılmaz’ın patronu Aydın Doğan ve Ertuğrul Özkök ile önümüzdeki bayram namazını Rodos’ta kılacaklarını açıklamasıyla yeni bir Rodos gündemi daha doğdu.. Peki ama neresi bu Rodos ve bizimle yakınlığı sadece Marmaris’in burnunun dibinde olması mı?
Söz konusu Rodos olunca önce biraz tarihe bakmak gerekir. Çünkü bu adada göreceğiniz her şey tarihten bir dönemin yansımasıdır. Rodos denizden gelen misafirlerini hep görkemli surlarıyla karşılar. İster bugün, ister 1520’de Osmanlı kadırgalarıyla gelmiş olun fark etmez. Evliya Çelebi’nin “Çok memleketler gördüm böylesine rastlamadım.” dediği Rodos Kalesi bütün heybetiyle karşınızdadır. Binlerce şehit veren Osmanlı ordusu da bu surların önündeki limandan aylarca yüklenmişti Rodos’u fethetmek için. Osmanlı için İstanbul’un fethi kadar önemliydi Rodos’un fethi ve Osmanlı sultanı Kanuni aylar süren abluka sonunda bir aralık günü adayı teslim almış ve şöyle demişti: “Bağrımızdaki hançeri çıkardık.” Genç Osmanlı sultanı, Rodos için ‘bağrımızdaki hançer’ ifadesini kullanmıştır; çünkü 1300’lü yılların hemen başından itibaren bu topraklar Hıristiyanlığın İslam’a karşı tek ve güçlü kalesi durumuna geçmiştir. Tarihî kayıtlara göre İslam ordularının 1291’de Kudüs’ü fethetmesiyle buradan çıkan Saint Jean şövalyeleri önce Kıbrıs’a oradan da Rodos’a geçerler. Rodos şövalyeleri, Osmanlı orduları ne zaman Avrupa’ya yönelse ya da ne zaman Akdeniz’e açılsa rahatsızlık verdikleri için Muhteşem Süleyman yönünü 1520 yazında Rodos’a çevirmiş ve tarihin en büyük kuşatmalarından birini yaparak ‘bağrındaki hançer’i çıkarmıştı. Bu tarihten itibaren 389 yıl Osmanlı toprağı oldu Rodos… Türk diplomasi tarihine geçecek bir başarısızlık örneğiyle de 1947’de Yunanistan’a verildi.
***
Peki şimdiki Rodos nasıl bir yer? Aslında iki farklı Rodos’tan bahsetmek mümkün. Birincisi ve bizi daha çok ilgilendiren ‘tarihî Rodos’ diğeri de Bodrum’un ikizi denebilecek beyaz evleri ve geniş plajlarıyla çevrili ‘turistik Rodos’. Daha limandayken gördüğünüz yuvarlak kubbeler, ince zarif minareler, Osmanlı’nın bir fetih sembolü olarak hediye ettiği saat kulesi size hiç de yabancı olmadığınız bir yere geldiğinizi söyler. Burada ‘tanıdık’ çok şey vardır. Hatta çarşıda ya da sokaklarda aksanlı Türkçe konuşan insanlara da rastlayabilirsiniz.
Rodos şövalyelerinin Akdeniz’e korku saldığı günlerden kalan Rodos Surları’nın kapıları ise aslında bir zaman makinesi kapısı gibidir. Surların dışındaki yollarda teknolojinin son harikası otomobiller vızır vızır işlerken, begovillerle süslü sur kapılarından içeri adım attığınız zaman bir anda Ortaçağ’a gidersiniz. Milyonlarca taş kullanılarak özenle döşenmiş dar sokaklardan yürürsünüz nereye gittiğinizi bilmeden. Her köşebaşı yeni bir bilinmeze kapı açar; siyah ve güçlü atına binmiş, zırhından sesler çıkartarak gelen bir şövalye önünüze çıkıverecek gibidir. Her kapı her dehliz tarihten sayfalar gibi açılır... Evler, sokaklar, yüzlerinde derin çizgiler olan yaşlı insanlar… Surların içerisinde yeni hiçbir şey yoktur. Rodos’un bu kesimi gerçek Rodos’tur ve camileri, kiliseleri, manastırları ve çarşılarıyla adeta bir renk cümbüşüdür. Her taşın ayrı bir hikayesi vardır.
Tabii ada yaklaşık 400 yıl Osmanlı yönetiminde olunca çok sayıda tanıdık eser de var. Bugün ayakta kalmış 7 cami var. Fakat bunlardan sadece bir tanesi ibadete açık. Diğerleri yıllardır restorasyon geçiriyor. AB fonlarıyla restorasyonu tamamlanan camiler ise müze olarak kullanıma açılıyor. Yaklaşık 100 bin nüfuslu adada bugün 3 bin civarında Türk yaşıyor. Türk köyleri hâlâ Türkiye’ye göçmemiş yaşlı Türkleri barındırıyor. Aslında Rodos’taki Osmanlı izleri sadece camilerle sınırlı değil. Kütüphane, saat kulesi, medrese, okul, türbe, han ve hamamlar ziyaretçilerin gözdesi. Rodos’taki Türk kimliğini bugüne kadar vakıflar taşımış. Vakıflar, Türk cemaatinin bir arada kalması için tutkal görevi görmüş. Rodos’ta Türklerin en faal olduğu yer Murad Paşa Külliyesi. Çam ve okaliptüs ağaçlarıyla kaplı külliyede cami, türbe ve Osmanlı mezarları var. Bu mekanın sembolik önemi var; çünkü Osmanlı Donanması ne zaman Akdeniz’e açılsa Murat Paşa’nın kabrini topla selamlayıp gidermiş.
Burada hakkaniyetli davranıp Yunanlıları tebrik etmek gerek. Çünkü tarihî Rodos çok iyi korunmuş. Surların içerisinde yaşam sanki 500 yıl öncesinden kalma. Ne sokaklar bozulmuş ne de binalar... Ara sıra geçen motosikletler olmazsa zamanın birkaç yüz yıl önce durmuş olduğunu düşünmeniz işten bile değil. Surun dışında ise başka bir dünya var. Bir bakıma tipik Yunan adası denebilir. Her yer az katlı beyaz evler, geniş ve cazip plajlar, boğucu sıcakta oturup nefes almanızı sağlayacak kafeler... Söz kafelerden açılmışken adanın yemek kültürü tipik Akdenizli. Yani bize de çok uzak değil. Ama ne yerseniz yiyin mutlaka frappeyi deneyin. Bir nevi soğuk nescafe olan frappe Yunanlıların iyi yaptıklarını iddia ettikleri nadir şeylerdendir... Pek de haksız sayılmazlar aslında. Adanın turistik olan bölümünü gezmek için çok zaman harcamak gerekmiyor denebilir. Türkiye’ye göre oldukça ucuz olan taksilerle ‘şöyle bir turlamak’ yeterli olacaktır. Bu yüzden zamanınızı surların içindeki dünyayı keşfetmek için harcamanızda fayda var.
Rodos için çok şey söylenebilir. Çünkü eski Rodos’taki her taş üzerine ciltler dolusu kitaplar, sayfalar dolusu şiirler yazılmış. Fakat burayı en iyi tarif eden Rodoslu bir yazar; Celaleddin Rodoslu olmuştur: “Rodos, ilkbaharda saf ve bakir yaseminlerle süslenmiş pembe bir kızdır, Rodos her dem baş döndürücü koku saçan bir demet taze güldür. Güzellik ve aşk, şiir ve sevda yuvasıdır. Rodos ruh ve hülyanın sükuna kavuştuğu yeryüzü cennetidir.”
Osmanlı’nın son döneminde adanın bir sürgün yeri olduğu düşünüldüğünde insanın ‘beni de Rodos’a sürün’ diyesi geliyor.

Rodos’a CHP lideri gibi yüzerek gitmeyi denemeyecekseniz iki yöntem var. Birincisi ve en pratiği Marmaris’ten yaz-kış sefer yapan feribotlar. Hızlı olanı 50 dakikada, sakin sakin gideni 2 saatte varıyor. Vize meselesi biraz karışık. İki ülke arasındaki ilişkilerin seyrine göre bazen istenmiyor, bazen de ‘yassah hemşerim’ deyip vize isteyebiliyorlar. Bu yüzden gitmeden önce her ihtimale karşı sormakta fayda var. Diğer yöntem ise Atina aktarmalı uçak yolculuğu.
Kaynak: zaman-cumaertesi Resimler: flickr
Öyküsü nerede başlar nerede biter kimse bilmez, bilemez. Bilinen bir alacalığın, bir allığın olduğu. Bilinen yüzyılların öyküsünün taş duvarlarda, toprakta ve denizde gizlendiği.
Kimi zaman yarışların yenilmez bir Alaca atı olmuş öykülerde. Alaca at uzun yelesiyle rüzgârla yarışırmış. Alaca at hep denize karşı saha kalkarmış. Ve bir gün Alaca at şahlandığı denizin sonsuzluğuna koşmuş.
Kimi zaman al yanaklı kara gözlü, uzun saçlı Alaca kızın aşkı olmuş öyküler. Alaca kız bağlarda üzüm toplar şarkılar söylermiş aşkına, onun hüzünlü sesini dinleyenleri üzer gözyaşı döktürürmüş. Aşkını denizde beklemeye başlamış Alaca kız, kimse bir daha ne Alaca kızı ne de aşkını görmüş. Anlatılan ayın parlak olduğu günler de Alaca kız ile aşkı denizden çıkar dans ederlermiş. Ve öyküler alaca şehirde hep anlatılmış. Ilık rüzgârlı akşamlarda Alaca at ve Alaca kız bu öykülerle anımsanmış. Bu öyküler rüzgâra ve denize karışmış. Bu öyküler anlatılır Alaçatı'nın yeni konuklarına. Bu öyküleri dinler konuklar rüzgârdan ve denizden...
Alaçatı, İzmir merkeze 70 kilometre uzaklıkta. İzmir Adnan Menderes Havalimanı’ndan ise, 90 kilometre uzaklıkta yer alıyor. Havalimanından Alaçatı’ya gitmek de otoban yoluyla çok kolay. Alandan şehre hiç girmeden, Üçkuyular üzerinden Çeşme otoyoluna girip, Alaçatı’ya ulaşıyorsunuz. Yol yaklaşik 30 dakika sürüyor.
Devamı daha sonra eklenicek.
Bu sıcaklarda, denizden uzak kalmak olmazdı. Bizde yakın bi yerlere gidelim dedik. Ocaklar Bursa'ya 2 saat uzaklıkta Balıkesir Erdek'e bağlı, güzel, sessiz, sakin, huzurlu ve küçük bir belde. Ocaklar hakkında anlatılıcak o kadar çok sey var ki... Daha önce buraya hep gelirdik. En son büyük depremin olduğu 1999 yılında burdaydık. Ve o zamandan sonra buraya ilk gelişimizde, açıkçası nelerin değiştiğini çok merak ediyordum.
Ocakların girişi gerçekten büyülüyor bizi. Masmavi bir deniz ve yemyeşil ormanlar, Kapıdağ yarımadasının eşsiz güzelliği... Sonunda, (2 saat sonra), Ocaklardayız. Kimsecikler yok daha. Erkenciler, balıkçılar ve karıştırılan çaylar karşılıyor bizi. Ocaklar o kadar güzel olmuş ki, Alt yapıyı tamamen değiştirmişler, Kumsalı biraz küçülmüş ama daha temiz olmuş. Bide iğde ağaçları kesilmiş (En çok onlara üzüldüm!), Deniz ve kumsal nasıl, diye sorarsanız... Kumsal mavi bayraklıymış. Eskisinden daha iyi. Yosunlar ve deniz anaları bazen arkadaş olmak isteselerde sizinle (Marmara Denizi'nin tipik sorunu) bir de küçük ahtapotu unutmamak lazım. :) Ama öğleden sonra kıyıdan denize esen rüzgar (Ege'de olsak tersi imbat) denizi tertemiz yapıyor.
Ege'ye Akdeniz'e gidemedik diye hiç üzülmeyin Erdek Ocaklar'ın hiç eksiği yok.
Çarşamba günü sabahın ilk saatleri, kalıcak yer aramaya başlıyoruz. Her zaman kaldığımız Özcan Pansiyona gidiyoruz hemen, Tabi, gelmeyeli her şey değişmiş, ismi bile... Reklam gibi olcak burası biraz ama diyebilirim ki Ocaklara giderseniz kesinlikle Çağlayan Apart Otele de uğrayın. [Devam eder bu yazı]